Kripto P2P ticaretinde, sattığınız kripto varlık karşılığı hesabınıza gelen paranın bir dolandırıcılık mağduruna ait olduğu sonradan ortaya çıkabilir. Bu durumda hesap sahibi, kasıtsız olsa dahi bilişim sistemiyle hırsızlık veya dolandırıcılık soruşturmasına muhatap olabilir, hesabına bloke konabilir. İyi niyetli ticaretin ispatı (işlem kayıtları, borsa dökümleri) kritik önemdedir. Diyarbakır'da bu tür dosyalar 2023 sonrası belirgin biçimde artmıştır.
P2P (Peer-to-Peer) İşleminin Teknik Tanımı ve Mantığı
Peer to peer kısaltması olan P2P kavramı, eşten eşe ticaret modelini ifade etmektedir. Bu modelde alıcı ve satıcı, aracı kurumun doğrudan taraf olmadığı bir platform üzerinden birbirleriyle eşleştirilir ve ticaret iki birey arasında gerçekleşir. Klasik kripto borsası işleminde alıcı parayı borsaya yatırır, borsa parayı satıcının kripto varlığıyla takas eder ve sonuçta her iki tarafın bakiyesini borsa kendi içinde günceller. P2P sisteminde ise süreç temelden farklıdır: Satıcı, satmak istediği kripto varlığın miktarını ve birim fiyatını belirten bir ilan oluşturur; alıcı bu ilana talepte bulunur; sistem iki tarafı eşleştirir; alıcı, satıcının banka hesabına doğrudan havale yapar; satıcı parayı hesabında gördükten sonra platform üzerinden onay verir ve kripto varlık alıcıya aktarılır. Bu sürecin tamamında platform, kripto varlığı geçici olarak güvenceye almakla görevli bir emanetçi konumundadır; banka transferine taraf değildir, herhangi bir ödeme aracılığı yapmaz. Para hareketi tamamen iki birey arasındaki banka hesapları üzerinden yürür.
Bybit, Binance ve Diğer Platformlarda P2P İşleyişi
Türkiye'de en yaygın kullanılan kripto borsalarının başında Bybit, Binance ve OKX gelmektedir. Bu platformların P2P modülleri benzer şekilde çalışmakla birlikte arayüz ve doğrulama mekanizmaları bakımından farklılık göstermektedir. Bybit P2P bölümünde kullanıcı, satmak istediği kripto varlığı seçer; ödeme yöntemini banka havalesi olarak belirler; banka hesap bilgilerini sisteme tanımlar ve ilan yayınlar. Alıcı, ilanı görüp talepte bulunduğunda sistem 15 dakika ile 30 dakika arasında değişen bir zaman aşımı süresi başlatır; bu süre içinde alıcının satıcının banka hesabına ödeme yapması beklenir. Ödeme tamamlandığında alıcı sistem üzerinden ödedim butonuna basar; satıcı banka uygulamasından parayı kontrol edip kripto varlığı serbest bıraktım onayını verir. İşlem böylelikle tamamlanmış olur. Bybit gibi yurt dışı borsalar, 7518 sayılı Kanun sonrası dönemde Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik faaliyet bakımından Sermaye Piyasası Kanunu'nun 99/A maddesi kapsamına girmektedir. Bu durum, hâlihazırda bu platformlarda hesabı bulunan kullanıcıların hukuki konumunu da etkilemekte; özellikle uluslararası adli yardımlaşma talepleri bakımından yeni bir hukuki çerçeve ortaya çıkmaktadır.
Borsanın Emanetçi (Escrow) Rolü ve Banka Transferinden Temel Farkı
P2P işleminin hukuki nitelendirilmesindeki en kritik nokta, kripto borsasının para transferine taraf olmamasıdır. Borsa, satıcının kripto varlığını işlem onaylanana kadar kendi içinde kilitler; alıcı banka havalesini doğrudan satıcının kişisel banka hesabına yapar. Borsa, herhangi bir noktada bu havaleye dahil olmaz, parayı görmez, kayıtlarını tutmaz. Bu mekanizmaya uluslararası terminolojide escrow yani emanet sistemi denilmektedir. Yerel mahkemelerin gerekçeli kararlarında karşılaşılan en sık hata, kripto varlık şirketleri tarafından banka hesabına para çekildiği yönündeki yanlış kabuldür. Bu kabul, klasik kripto borsasının çekim işlemi ile P2P işlemini birbirine karıştırmaktadır. Klasik çekimde gerçekten borsa kullanıcının banka hesabına EFT gönderir; ancak P2P modunda bu mümkün değildir, banka transferini bizzat alıcı yapmaktadır. Yargılamada bu ayrım dikkate alınmadığında savunma teknik açıdan hatalı bir varsayım üzerine kurulan iddianamenin etkisi altında kalmakta; sanık kendi yaptığı ticaretin niteliğini hâkime anlatma fırsatı bulamamaktadır. Bu nedenle her P2P dosyasında işlemin escrow yapısının bilirkişi raporuyla belgelenmesi büyük önem taşımaktadır.
Sahibinden.com Benzetmesi: P2P Ticaretinin Klasik İkinci El Satıştan Yapısal Farkı Yok
P2P işlem mekanizmasının hâkime ve savcıya anlatılmasında en etkili görsel araçlardan biri, klasik ikinci el satış senaryosuyla yapılan karşılaştırmadır. Bir kişinin sahibinden.com gibi bir platforma araç ilanı koyduğunu, alıcının bu ilanı görüp satıcıyla iletişime geçtiğini, tarafların anlaşmasının ardından alıcının satıcının banka hesabına ödeme yaptığını ve satıcının da aracı teslim ettiğini düşünelim. Bu süreçte sahibinden.com sadece ilan platformu konumundadır; ne aracı satar ne de paraya taraf olur. Tamamen aynı yapı P2P kripto satışında da geçerlidir; tek fark, satılan şeyin fiziki bir araç yerine dijital bir varlık olmasıdır. Eğer alıcının ödeme yaptığı para bir dolandırıcılık fiilinin sonucundaysa, sahibinden.com üzerinden araç satan kişiye nasıl ki hırsızlık ya da dolandırıcılık suçundan dolayı sorumluluk yüklenemiyorsa, P2P platformu üzerinden kripto varlığı satan kişiye de aynı sorumluluğun yüklenmemesi gerekir. Bu karşılaştırma, teknik içerikli iddianameleri günlük hayat mantığıyla yargıca anlatma açısından son derece etkili bir savunma aracıdır.
P2P İşleminin Bir Para Transferinden Hukuki Farkı: Mal Satışı mı, Havale mi?
İddianamelerde sıkça karşılaştığımız bir başka hata, P2P işlemi sonunda banka hesabına giren tutarı havale olarak nitelendirme eğilimidir. Oysa hukuki açıdan bu giriş bir havale değil, bir satım işleminin bedelidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesi uyarınca satım sözleşmesinde satıcı, malın mülkiyetini alıcıya devretmek; alıcı ise bedeli ödemek borcu altına girer. P2P işleminde satıcı, dijital varlığın mülkiyetini alıcıya devretmektedir; alıcı ise bedeli ödemektedir. Bu sözleşmenin konusu kripto varlık olduğunda da unsurları değişmez. Bedelin hesaba girmesi, satım bedelinin ödenmesi anlamına gelmekte; klasik bir havalede olduğu gibi karşılıksız ya da iade yükümlülüğü doğuran bir transfer söz konusu olmamaktadır. Bu hukuki nitelendirme, savunmanın temelini oluşturmaktadır. Çünkü hesaba giren paranın suç gelirinden gelmesi halinde dahi, satıcının iade veya geri ödeme yükümlülüğü doğmaz; ancak suç gelirinin satıcının elinde durduğu gösterilebilirse Türk Medeni Kanunu'nun 988 ve devamı hükümleri çerçevesinde iyi niyetli üçüncü kişi konumu tartışılabilir.
Türkiye'de P2P Ticaretinin Yoğunluk Kazanma Sebepleri
Türkiye'de P2P ticaretinin yaygın hale gelmesinin arkasında birbirinden ayrı pek çok ekonomik ve düzenleyici sebep bulunmaktadır. Birinci sebep, Türk lirasının uluslararası piyasalarda kripto borsalarına doğrudan yatırılmasının teknik olarak zor olmasıdır; bunun sonucunda kullanıcılar Türk lirasını önce dijital bir aracı varlığa (genellikle USDT'ye) çevirmek için P2P kanalını kullanmak zorunda kalmaktadır. İkinci sebep, ulusal bankaların kripto işlemlerine yönelik uyguladığı kısıtlamaların zaman zaman doğrudan EFT yollarını tıkamasıdır; bu durumda P2P, kullanıcının kripto varlığını Türk lirasına çevirebilmesi için pratik bir yol haline gelmektedir. Üçüncü sebep, P2P platformlarında genellikle daha avantajlı fiyatların oluşmasıdır; piyasa fiyatına göre bir-iki kuruşluk fark, yüksek hacimli işlemlerde anlamlı kâr farkları doğurmaktadır. Dördüncü sebep, freelance, yazılım ve uluslararası danışmanlık alanlarında çalışan ve yurt dışından döviz alan kişilerin gelirlerini hızla Türk lirasına çevirme ihtiyacıdır. Bu profilin Türkiye'de geniş bir kesim oluşturduğu düşünüldüğünde, P2P ticareti her geçen gün daha kapsamlı bir kullanıcı tabanına ulaşmaktadır.
Yabancı Uyruklu ve Çift Vatandaşların P2P'yi Tercih Etme Nedenleri
Büromuza gelen dosyalardaki dikkat çekici bir profil, Türkiye'de yaşayan ya da çift vatandaşlığı bulunan yabancı uyruklu kullanıcılardır. Türkiye'nin son yıllarda ekonomik göç ve istihdam bakımından ulaştığı yeni konum, özellikle Rusya, Ukrayna, Kazakistan, İran, Gürcistan ve Almanya kökenli kişilerin Türk bankalarında hesap açıp yurt dışı kaynaklı gelirlerini Türkiye'ye aktarmalarına yol açmaktadır. Bu kişilerin önemli bir kısmı, yabancı para cinsinden alınan ücreti doğrudan banka transferiyle Türk lirasına çevirmek yerine, önce USDT gibi dijital varlığa dönüştürüp daha sonra P2P platformu üzerinden Türk lirasına çevirmeyi tercih etmektedir. Bunun sebebi tek bir faktör değil, birden çok pratik nedenin birleşimidir. Uluslararası banka transferlerinde uygulanan yüksek SWIFT komisyonları, döviz alım kurlarının piyasa altında kalması ve transfer sürelerinin uzunluğu, kullanıcıyı P2P yöntemine yönlendirmektedir. Büromuza gelen Rus uyruklu bir müvekkilimizin dosyasında, rubleyle aldığı maaşı önce USDT'ye dönüştürdüğü ve bu varlığı Bybit P2P platformu üzerinden satarak Türk lirasına çevirdiği, bu satışın bedelinin hesabına geldikten sonra başka bir mağdurun dolandırıcılık dosyası içinde aramaya konu olduğu görülmüştür. Söz konusu profil, Türkiye'de hızla yaygınlaşmakta olup hukuki riskleri özel bir özen gerektirmektedir.
7518 Sayılı Kanun ve Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcılarının Hukuki Statüsü
02.07.2024 tarihli ve 32590 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7518 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Türkiye'de kripto alanının hukuki çerçevesini köklü biçimde dönüştürmüştür. Bu Kanunla 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na 35/B, 35/C, 99/A ve 99/B maddeleri eklenmiş; kripto varlık hizmet sağlayıcıları (KVHS) Sermaye Piyasası Kurulu'nun düzenleme ve denetim yetkisi altına alınmıştır. Kanun kapsamında kripto varlıkların alım satımı, takası, transferi ve saklanması faaliyetleri, banka ve aracı kurumlarla benzer biçimde lisans gerektirir hale getirilmiştir. 13.03.2025 tarihinde ise III-35/B.1 ve III-35/B.2 sayılı Tebliğler Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş; KVHS'lerin kuruluş ve faaliyet izni şartları, sermaye yeterliliği, müşteri kabul süreçleri ve teknolojik altyapı yükümlülükleri ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu mevzuat, kripto borsalarının ödeme aracılığına dahil olduğu yönündeki popüler yanlış algıyı sona erdirmiş; borsa-müşteri ilişkisini ayrıca düzenleyerek aralarındaki sözleşmesel çerçeveyi netleştirmiştir.
Yurt Dışı Borsaların Türkiye'deki Yeni Durumu: SPK m. 99/A ve İzinsiz Faaliyet Sorunu
7518 sayılı Kanunla Sermaye Piyasası Kanunu'na eklenen 99/A maddesi, yurt dışında yerleşik platformlar tarafından Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik faaliyette bulunulmasını izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı saymıştır. Bir platformun Türkiye'de iş yeri açması, Türkçe internet sitesi oluşturması ya da Türkiye'deki kişiler aracılığıyla doğrudan veya dolaylı tanıtım ve pazarlama yapması, faaliyetlerin Türkiye'deki yerleşiklere yönelik olduğunun göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede Sermaye Piyasası Kurulu, çok sayıda yurt dışı borsanın internet erişiminin engellenmesi için işlem başlatmış; düzenleme sürecinde tasfiye kararı almayan ve Türkiye'de izin başvurusunda bulunmayan platformların faaliyetlerini sınırlı hale getirmiştir. Yargılamada bu durumun pratik sonucu şudur: Bybit, Binance ve benzeri platformlardan ekran görüntüsü veya işlem dekontu sunan bir sanığın, söz konusu belgenin doğruluğunun resmi bir kanaldan teyit ettirilmesi gerekmekte; ancak bu platformların önemli bir kısmı Türkiye'de izinli faaliyet yürütmediği için resmi yazışma kanalı sınırlı kalmaktadır. Bu durum, CMK m. 332 kapsamında uluslararası adli yardımlaşma talebinin yetkili makamlar üzerinden yürütülmesini ve borsanın kayıtlı adresinin doğrudan kullanılmasını gerekli kılmaktadır.
MASAK Yükümlülükleri, Travel Rule ve 5549 Sayılı Kanun
25.12.2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan değişikliklerle MASAK mevzuatı kripto alanına genişletilmiştir. Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik'te yapılan değişiklikle kripto varlık hizmet sağlayıcıları finansal kuruluş kapsamına alınmış; uluslararası standartta uygulanan Travel Rule benimsenmiştir. Buna göre tutar olarak 15.000 TL'yi aşan kripto varlık transferlerinde KVHS'nin gönderici ve alıcı tarafı tanıma yükümlülüğü doğmaktadır. Bu düzenleme, P2P işlemleri bakımından da uygulama alanı bulmakta; KVHS'nin müşteri profili oluşturma, sürekli takip ve şüpheli işlem bildirme yükümlülüğü kapsamlı biçimde işlemektedir. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un müşteri tanıma yükümlülüğü, klasik banka müşterisi gibi kripto kullanıcısı için de geçerlidir. Buradan çıkan pratik sonuç, gerçek kimliğini ve adresini doğru biçimde KVHS'ye bildirmiş bir kullanıcının, suç gelirinin sisteme girdiği iddiası karşısında MASAK kayıtlarıyla savunma yapabilmesidir. Buna karşılık sahte kimlik veya başkasının bilgileriyle açılmış hesaplar üzerinden yapılan işlemler, başka bir mağduriyetin daha yansıması olarak yargılamada önümüze çıkmaktadır.
Dolandırıcılık Mağdurunun Parasının P2P Satıcısının Hesabına Ulaşması: Tipik Vaka
Büromuza gelen dosyalarda olgu örüntüsü çoğu zaman birbirine benzemektedir. Bir mağdur, sahte savcı arama operasyonu veya sahte yatırım platformu üzerinden dolandırılır ve hesabındaki paranın belirli bir IBAN'a aktarılması sağlanır. Aktarılan para çoğunlukla birkaç IBAN üzerinden dolaştırılır ve son aşamada bir kripto kullanıcısının banka hesabına ulaşır. Kripto kullanıcısı bu parayı, P2P platformunda açtığı USDT satış ilanına karşılık alıcının ödemesi olarak değerlendirir; banka uygulamasında parayı görür görmez kripto varlığını alıcıya serbest bırakır. Bu noktada işlem zinciri tamamlanmış ve para suç gelirinden temizlenmiş hale gelmiştir. Dolandırılan mağdur ise olayı fark edip şikayetçi olduğunda, banka kayıtları üzerinden yapılan inceleme sonucunda son halkayı oluşturan kripto kullanıcısı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmaktadır. Yargılamanın merkezindeki soru şudur: Bu kullanıcı gerçek anlamda bir P2P ticareti yapmış mıdır, yoksa transfer zincirinin bilinçli halkası mıdır? Cevap, somut olayın delilleri içinde gizlidir ve burada savunmanın doğru kurgulanması mahkumiyet ile beraat arasındaki tüm farkı oluşturmaktadır.
TCK 142/2-e Bilişim Sistemleri Yoluyla Hırsızlık Suçunun Unsurları
Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi, bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlığı düzenlemekte ve bu fiili beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır. Bu suçun oluşması için failin bir bilişim sistemini araç olarak kullanarak mağdurun rızası olmaksızın malvarlığını ele geçirmesi gerekir. Klasik dolandırıcılıktan farklı olarak burada hile bulunmamakta; failin sistem üzerinden mağdurun haberi olmaksızın işlem gerçekleştirmesi söz konusu olmaktadır. P2P davalarında savcılığın bu maddeyi tercih etmesi bazen iddianamenin temel sorununu oluşturmaktadır. Eğer mağdur, sahte savcı arayanın yarattığı yanılgı ile bizzat para transferi yapıyorsa, suçun nitelendirmesi TCK 158/1-f kapsamındaki nitelikli dolandırıcılıktır; çünkü hile ile hareket etme unsuru açıkça mevcuttur. Bu durumda paranın son aşamada kripto satıcısının hesabına ulaşması, bilişim hırsızlığının değil, en fazla dolandırıcılık zincirine iştirakin tartışılmasını gerektirir. Suçun yanlış nitelendirilmesi, sanığa fazladan cezai sorumluluk yüklenmesine yol açmakta; istinaf aşamasında bozma sebebi olarak öne sürülebilmektedir.
TCK 158/1-f Nitelikli Dolandırıcılık ile Ayrım
TCK 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılığı nitelikli hal kapsamında dört yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırmaktadır. P2P üzerinden satış yapan kullanıcının dosyasında çoğu zaman iddianamenin TCK 142/2-e ya da TCK 158/1-f kapsamında düzenlendiği görülmektedir. İki suç tipi arasındaki ayrımın belirleyici ölçütü mağdurun rızasının varlığıdır. Mağdurun, fail tarafından yaratılan yanılgıyla bizzat para transferi yaptığı vakalarda fiil dolandırıcılık niteliğindedir. Mağdurun haberi olmaksızın sistemin doğrudan zaafa uğratılması ve para çekilmesi durumunda fiil bilişim hırsızlığıdır. Bu ayrımın önemi, P2P satıcısının savunması açısından şu noktada belirginleşmektedir: Eğer iddianame bilişim hırsızlığı üzerinden düzenlenmişse ve olayda gerçekte hile unsuru mevcutsa, savunma öncelikle suçun nitelendirilmesindeki hatayı ortaya koymalı; ardından her iki suç tipi bakımından da satıcının iştirak iradesinin bulunmadığını ispatlamalıdır.
Suçun Manevi Unsuru: Kastın Bulunmaması ve Bilebilecek Durumda Olma Eşiği
Hem TCK 142/2-e hem TCK 158/1-f bakımından suçun oluşması için failin kastla hareket etmesi şarttır. Kast, suçu bilerek ve isteyerek işleme iradesidir. P2P satıcısının hesabına gelen paranın suç gelirinden olduğunu bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu somut delillerle ortaya konulamadığı sürece kastın varlığından söz edilemez. Yargıtay'ın çeşitli kararlarında, hesap sahibinin bilebilecek durumda olduğunu gösteren karine sayılan olgular şu şekilde sıralanmıştır: Hesabına olağan dışı tutarda para girmesi, paranın gelir gelmez nakde çevrilmesi, hesap sahibinin asıl faille tanışıklığının yüzeysel olması, banka kartının başkasına teslim edilmesi, internet bankacılığı şifresinin paylaşılması ve birden fazla farklı IBAN'a aktarım yapılması. Buna karşılık P2P satıcısının dosyasında, gelen paranın bir kripto işleminin doğal sonucu olduğu işlem dekontuyla, ekran görüntüleriyle ve zaman akışı analiziyle ispatlanabilirse, kastın varlığı yönündeki karineler büyük ölçüde çürütülmüş olur. Burada ispatın yönünün sanık tarafından savcılığa doğru kaydığı görülmektedir; yani sanığın işlemin niteliğini somut belgelerle desteklemesi, beraatın anahtarı haline gelmektedir.
TCK 37/1 Müşterek Faillik ile TCK 39 Yardım Eden Arasındaki Ayrım
Ceza hukukunda bir kişinin başkasının işlediği suça katkıda bulunması, iştirak hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. TCK 37. maddesi müşterek faillik kavramını düzenlemekte ve birden fazla kişinin suç üzerinde ortak egemenlik kurarak işbirliği içinde suçu işlemesini bu kapsamda ele almaktadır. TCK 39. maddesi ise yardım eden konumunu düzenlemekte; suçu işleyeni teşvik etmek, suçun işlenmesine kolaylaştırıcı katkıda bulunmak ya da suçun işlenmesinde kullanılacak araç-gereç temin etmek gibi davranışları bu kapsamda saymaktadır. P2P davalarında çoğu iddianame, satıcıyı asli fail ya da müşterek fail olarak göstermekte; bunun sonucunda dört-beş yıl arasında hapis cezası talep edilmektedir. Oysa somut olayda satıcının dolandırıcının kimliğini bilmediği, planlama aşamasına dahil olmadığı, paranın geldiği IBAN'ın hangi kişiye ait olduğunu bilmediği ve ticaretin kendisinin gerçek bir kripto satışı niteliğinde olduğu ispatlanabilirse, en kötü senaryoda dahi konumun yardım eden olarak nitelendirilmesi gerektiği savunulabilir. TCK 39 kapsamında yardım eden olarak nitelendirilmenin pratik sonucu, cezanın yarı oranında indirilmesidir.
Zaman Akışı Analizinin Savunmadaki Önemi
P2P dolandırıcılık dosyalarında elimizdeki en güçlü savunma araçlarından biri zaman akışı analizidir. Banka kayıtları, kripto borsa işlemleri ve sahte savcı görüşmesi kayıtları gibi her dijital iz, dakika ve saniye düzeyinde tarihlenmektedir. Bu izlerin sıralı biçimde mahkemeye sunulması, müvekkilin gerçek anlamda bir kripto satıcısı olduğunu görsel olarak ortaya koymaktadır.
HTS Kayıtları, IMEI Eşleşmesi ve İletişim Bağlantısının Yokluğu
Savunma stratejisinin bir başka kritik bileşeni, sanıkla dolandırıcılık fiilini gerçekleştiren asıl fail arasında iletişim bağlantısının bulunup bulunmadığının tespit edilmesidir. Bu noktada HTS kayıtları ile IMEI eşleşme analizi belirleyici rol oynamaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla yapılan HTS analizinde, sanıkla diğer şüpheliler arasında herhangi bir telefon görüşmesi, SMS, WhatsApp bildirimi veya internet trafiği bulunup bulunmadığı detaylı biçimde incelenir. IMEI analizinde ise sanığın cep telefonu cihaz numarası ile diğer şüphelilerin cihaz numaraları arasında ortak kullanım, baz istasyonu yakınlığı ya da aynı hatla farklı zamanlarda kullanım gibi olgular araştırılır. P2P davalarında büromuzun deneyimi şudur: Gerçek kripto satıcısı, alıcının kimliğini ne biliyor ne de onu önceden tanıyor olur; aralarında herhangi bir doğrudan iletişim kanalı bulunmaz. Bu olgunun HTS raporlarıyla belgelenmesi, suçun manevi unsurunun yokluğunu gösteren güçlü bir nesnel veridir. Dosyada bu nitelikte bir HTS raporu bulunmadığı takdirde, savunmanın açıkça talep ederek raporun temin edilmesini sağlaması zorunludur.
Yurt Dışı Borsalardan Resmi Delil Celbi: CMK 332 ve Uluslararası İşbirliği
P2P davalarında en kritik delillerden biri, borsanın kendi kayıtlarından alınan resmi işlem belgesidir. Sanığın kendi cep telefonundan aldığı ekran görüntüleri savunmanın temel taşı olmakla birlikte, mahkemenin bu delillerin doğruluğunu sorgulayacağı durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu noktada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 332. maddesi kapsamında borsadan resmi yazışma yoluyla işlem kayıtlarının istenmesi büyük önem kazanmaktadır. Bybit için kullanılan resmi adli işbirliği e-posta adresi law_enforcement@bybit.com, Binance için ise law_enforcement@binance.com'dur. Borsa, mahkemeden gelen resmi yazışmaya cevaben işlem tarihini, taraflarını, miktarını, ödeme yöntemini ve ilgili kullanıcı kimliklerini paylaşmaktadır. Bu yazışmaların özellikle istinaf aşamasında delil tamlığı bakımından dosyaya eklenmesi, bilirkişi raporunun temel girdisini oluşturmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası adli yardımlaşma sözleşmeleri çerçevesinde, borsanın merkez ülkesindeki yetkili makamlarla işbirliği talep edilebilmektedir. Bu sürecin ne zaman başlatıldığı dosyanın seyrini önemli ölçüde etkilemekte; gecikmeli talepler delillerin zamanaşımına uğramasıyla sonuçlanabilmektedir.
Bilirkişi İncelemesi: Kripto Para Uzmanı ve Teknik Rapor
Kripto P2P davalarında yerel mahkemelerin teknik altyapıyı yeterince değerlendirememesinin en sağlıklı çözümü, alanında uzman bir bilirkişiden rapor alınmasıdır. CMK'nın 63. maddesi çerçevesinde mahkeme, çözümü uzmanlık gerektiren özel ve teknik bilgi gerektiren hallerde bilirkişi görevlendirmek zorundadır. P2P işleminin teknik niteliği, escrow mekanizması, blockchain üzerindeki cüzdan transferlerinin izlenmesi ve borsa işlem kayıtlarının yorumlanması, klasik bir hâkim ya da savcının uzmanlığı dışında kalan alanlardır. Bilirkişi raporu, P2P işleminin gerçek mahiyetini nesnel biçimde hâkime sunmakta; satıcının iddiaları teknik açıdan teyit edildiğinde savunmanın gücü kat kat artmaktadır.
CMK 230 Çerçevesinde Gerekçe Yükümlülüğü ve Sunulan Delillerin Değerlendirilmesi
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230. maddesi, mahkemelerin kararlarının gerekçeli olmasını zorunlu kılmakta; gerekçede iddianame, deliller ve değerlendirme açıkça yer almak zorundadır. P2P davalarında en sık karşılaştığımız sorun, sanığın sunduğu Bybit/Binance işlem dekontu, ekran görüntüleri ve yazılı beyanların gerekçeli kararda hiç değerlendirilmemesi ya da kabul edilmemesi halinde sebebinin somut olarak gösterilmemesidir. Yargıtay'ın yerleşik kabulü uyarınca, sanığın savunmasını destekleyen delillerin neden kabul görmediğinin gerekçeli kararda açıklanmaması, başlı başına bozma sebebidir. Bu husus, istinaf dilekçesinde özellikle vurgulanması gereken bir hukuka aykırılık noktasıdır. Yerel mahkemenin kripto P2P işleminin teknik özelliklerini yeterince irdelememesi, bilirkişi incelemesine başvurmaması ve sanığın belge sunmasına rağmen gerekçesizce reddi, hem hak kaybına hem de adil yargılanma ilkesinin ihlaline neden olmaktadır. Bu durumda istinaf aşamasında bozma kararı için sağlam bir hukuki zemin bulunmaktadır.
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi ve Masumiyet Karinesi
Ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi (in dubio pro reo), sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanmış olmasını gerektirir. P2P davalarında savunmanın merkezine bu ilkeyi koymak, çoğu zaman beraat sonucu doğurmaktadır. Çünkü sanığın hesabına gelen paranın suç gelirinden geldiğini bildiğine dair somut, doğrudan ve kesin bir delil çoğu dosyada bulunmamaktadır. Hesap hareketleri, kripto işlem geçmişi ve HTS kayıtları, sanığın bir kripto satıcısı olarak hareket ettiğini gösteriyor; suç organizasyonunun planlamasına dahil olduğunu gösteren hiçbir veri yoksa, bu boşluk şüpheli ile sanık arasındaki en temel ilkenin işlemesini gerektirir. Aynı şekilde Anayasa'nın 38. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi çerçevesinde güvence altındaki masumiyet karinesi, sanık hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı verilmeden onun suçlu sayılmasını yasaklar. Yerel mahkemelerin sıklıkla yaptığı bir hata, sanığın daha önce başka soruşturmaya konu olmuş olmasını mahkumiyet gerekçesi olarak göstermektir; oysa masumiyet karinesi gereği kesinleşmemiş soruşturmalar başka bir davada suç kastının kanıtı olarak kullanılamaz.
Yabancı Uyruklu Sanıkların Adil Yargılanma Hakkı: Tercüman ve Müdafi
Türkiye'de yargılanan yabancı uyruklu sanıkların hukuki konumu, yerel sanıklara göre belirgin biçimde daha kırılgandır. Türkçeyi yeterince bilmeyen sanık, ifade verirken, savunma hazırlarken ve duruşmaları izlerken tercümana ihtiyaç duymaktadır. CMK'nın 202. maddesi, sanığın anladığı dilde meramını anlatmasını mümkün kılan tercümanın bulundurulmasını zorunlu hale getirmiştir. Buna karşılık büromuza gelen vakalarda, çift vatandaşlığa rağmen Türkçeyi sınırlı düzeyde bilen müvekkillerin ilk ifadelerinde tercüman bulunmaksızın beyanları alındığı görülmüştür. Bu durum, savunmanın baştan zayıflamasına yol açmaktadır; çünkü sanığın gerçek anlatımının kayıtlara doğru biçimde geçmesi engellenmektedir. Yabancı uyruklu sanığa müdafi atanması da kritik öneme sahiptir. CMK 150. madde sanığın talebi halinde müdafi atanmasını mümkün kılarken, vatandaşlık durumu veya dil engeli bulunan sanıklar için bu yardım çoğu zaman re'sen sağlanmalıdır. Uygulamada bu güvencenin yeterince işletilmemesi, istinaf aşamasında öne sürülmesi gereken önemli bir hukuka aykırılık noktasıdır.
AİHM m. 6/3-c Kapsamında Etkin Hukuki Yardım
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi, suç işlemekle itham edilen herkesin kendi seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkını güvence altına almakta; sanığın bu hukuki yardımın bedelini karşılayamaması halinde ise ücretsiz olarak görevlendirilecek bir müdafiyi başvurma hakkı bulunduğunu öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Salduz/Türkiye ve sonrasındaki kararlarında, etkin hukuki yardım hakkının soruşturma aşamasında dahi başladığı vurgulanmaktadır. Yabancı uyruklu ve dil engelli sanıkların etkin müdafilik hakkından yararlandırılmaması, AİHM içtihatları çerçevesinde adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturmakta; ulusal yargılamadaki kararların bu yönüyle istinaf ve temyiz aşamasında bozulması mümkün hale gelmektedir. Büromuz, yabancı uyruklu müvekkillerin dosyalarında AİHM kararlarını dilekçelerine sistematik biçimde dahil etmekte; ulusal hukukun ötesinde uluslararası standartların da yargılamayı bağladığını mahkemeye hatırlatmaktadır.
Yerel Mahkemelerin Teknik Eksikliği ve İstinaf Aşamasının Önemi
Kripto P2P davalarının yerel mahkeme aşamasında genellikle teknik altyapının yeterince incelenememesi nedeniyle hatalı kararlarla sonuçlandığını gözlemliyoruz. Hâkimlerin kripto borsasının çalışma mekanizması, escrow yapısı, P2P ilan-eşleşme süreci ve blockchain üzerindeki cüzdan transferi gibi konularda uzmanlığa sahip olması beklenemez; bu, hâkimlerin bir kusuru değil, alanın teknik özelliğinin doğal sonucudur. Sorun, mahkemenin bilirkişiye başvurmaksızın teknik olmayan varsayımlarla karar vermesi halinde ortaya çıkar. İstinaf aşaması bu noktada kritik önem kazanır. Bölge adliye mahkemesi, yerel mahkemenin eksik incelemesini değerlendirip CMK 280. madde kapsamında duruşma açılmasına ve eksik soruşturmanın tamamlanmasına karar verebilir. İstinaf aşamasında sunulan bilirkişi raporu, Bybit veya Binance'tan alınan resmi yazışma kayıtları, ayrıntılı zaman akışı analizi ve HTS raporları, yerel mahkeme kararının teknik açıdan dayanaktan yoksun olduğunu gösterme bakımından etkili araçlardır. Büromuzun deneyimi, P2P davalarının önemli bir kısmında yerel mahkemenin mahkumiyet kararının istinaf aşamasında bozulduğu ve beraat ya da yardım eden konumuna indirme sonucunun elde edildiği yönündedir.
P2P Ticareti Yaparken Korunma ve Belge Saklama Yöntemleri
Kripto P2P ticaretinin yasal ve risksiz biçimde sürdürülmesi için belirli pratik adımların alınması zorunludur. Birinci olarak, yalnızca düzenli faaliyet izni almış ya da almak için başvuruda bulunmuş borsalar tercih edilmeli; düzensiz, anonim ya da kuruluşu belirsiz platformlardan uzak durulmalıdır. İkinci olarak, her P2P işlemine ait ekran görüntüsü işlem anında alınmalı ve dosyalanmalıdır. Ekran görüntülerinde mutlaka şu bilgiler yer almalıdır: İşlem türü, satılan kripto varlığın miktarı, alınan tutar, birim fiyat, işlem tarih ve saati, ödeme yöntemi, alıcının kullanıcı adı ve banka hesap bilgisi. Üçüncü olarak, banka uygulamasından alınan dekont, ödemenin kaynağını gösterecek biçimde indirilmeli ve aynı klasörde saklanmalıdır. Dördüncü olarak, alıcının kullanıcı adının altında görünen banka hesap sahibi adının, ekran görüntüsünde net biçimde göründüğünden emin olunmalıdır; bu bilgi sonradan iddianamede yer alacak en kritik veridir. Beşinci olarak, KYC süreci tamamlanmış borsa hesabı kullanılmalı; kimlik bilgileri gerçek ve güncel olmalıdır. Son olarak, P2P işlem geçmişinin platform üzerinden zaman zaman dışa aktarılarak yedeklenmesi, ileride çıkacak bir soruşturmada en güçlü savunma materyalini oluşturacaktır.
Hesabınıza Açıklamasız Para Geldiğini Fark Etmeniz Durumunda Atılacak Adımlar
Banka hesabına nedeni anlaşılamayan bir tutar girdiğini fark eden kullanıcının izlemesi gereken adımlar, sonraki olası bir soruşturmaya hazırlık bakımından belirleyicidir. İlk olarak, bankanın çağrı merkezi aranarak söz konusu havalenin kaynağı sorgulanmalı; havaleyi gönderen kişinin kimliği ve gönderim sebebine ilişkin açıklama talep edilmelidir. İkinci olarak, paranın hesapta nakitleştirilmemesi gerekir; aksine, paranın hareket etmeden bekletilmesi sanığın iyi niyetli olduğunu gösteren en güçlü göstergedir. Üçüncü olarak, banka aracılığıyla gönderici hesaba iade işlemi başlatılabilir; bu işlem, ilerideki bir yargılamada şüphelinin paradan vazgeçtiğinin somut kanıtıdır. Dördüncü olarak, durum bilinmiyorsa Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunularak hesaba gelen paranın kaynağının araştırılması talep edilebilir; bu, kullanıcının kendisini en başından mağdur ya da iyi niyetli üçüncü kişi olarak konumlandırmasını sağlar. Bu adımların geç atılması, paranın çekilmesi ya da başka bir hesaba aktarılması halinde, iyi niyet karinesinin zayıflamasına ve şüphelinin sanık konumuna düşmesine yol açmaktadır.
Sonuç
Kripto P2P ticareti, 2024 sonrasında 7518 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, MASAK yükümlülükleri kapsamına alınmış ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi tutulmuş bir alandır. Bu yeni hukuki çerçeveye rağmen, P2P işleminin doğası gereği alıcı ve satıcı birbirini tanımamakta; satıcının elindeki dijital varlığın bedelinin kaynağını bilmesi hayatın olağan akışına aykırı kalmaktadır. Türkiye'de gerek kripto kullanıcılarının gerek yabancı uyruklu çift vatandaşların bu süreçte istemeden dolandırıcılık dosyalarına dahil edildiği vakalar son üç yılda belirgin biçimde artmıştır. Yerel mahkemelerin teknik altyapıyı yeterince incelemeden verdiği mahkumiyet kararları, istinaf aşamasında bilirkişi incelemesi, resmi delil celbi ve teknik savunma ile büyük ölçüde bozulabilmektedir. Diyarbakır'daki büromuz, kripto varlıklar hukuku ve ceza yargılaması alanında gerek yerel mahkemelerde gerek Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde dosya takibi yapmaktadır. Yine de süreci sadece istinafa havale etmek yerine, en başından itibaren doğru savunmanın kurulması, gerekli belgelerin sunulması ve sürecin profesyonelce yönetilmesi belirleyici önem taşımaktadır. Hem mağdur hem de şüpheli sıfatıyla bu süreçle karşılaşan kişilerin, kripto varlıklar hukuku ve ceza yargılaması alanında deneyimli bir avukatla ilk adımdan itibaren çalışması, dosyanın hukuki sonucunu doğrudan etkileyecektir. Sürecin teknik niteliği ve sonuçlarının ağırlığı düşünüldüğünde, profesyonel destek bir tercih değil zorunluluk haline gelmektedir.
Bu yazı genel bilgi amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Özel durumunuz için lütfen bir avukata danışınız.
Hukuki durumunuz hakkında bilgi almak için bugün bizimle iletişime geçin.
WhatsApp ile Randevu Al